herkeze merhabalar

3/12/2008 - Balık yemenin faydaları

Kategori: saglik
Balıketinin Faydaları:

1-Özellikle protein, D vitamini ve eser elementler (vücutta çok az bulunup vücuda çok faydalı maddeler) açısından mükemmel besin kaynağıdır.
2-İçerdiği fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller sayesinde büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlar.
3-Sağlıklı dişetleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı olur.
4-Cilt rengini güzelleştirir.
5-Saçların daha dayanıklı olmasını sağlar.
6-Bakteriyel enfeksiyonlarda mücadeleye katkıda bulunur.
7-Kandaki kolesterolü düzenleyici etkisiyle kalp krizinin önlenmesinde önemli rol oynar.
8-Nişasta ve yağların parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım eder.
9-Eklem sağlığına faydalıdır.
10-Şeker hastalarının tedavisinde kullanılır.
11-Depresyon ve şizofreni belirtilerini hafifletir.
12-Yanık tedavisinde faydası vardır.
13-Migren hastalarında faydası kanıtlanmıştır.
14-Glokom(göz içinde basınç artması nedeniyle meydana gelen körlük) tedavisnde faydası vardır.

          Kirlilik nedeniyle sağlığa zararlı olabileceği gerekçesiyle balık yemeyi bırakanlara uzmanlardan uyarı geldi. ABD’de yapılan bilimsel bir çalışmanın sonuçları balık yemenin faydalarının bu riski gözardı etmeye yetecek kadar fazla olduğunu ortaya koydu.

Harvard Üniversitesi uzmanlarının balığın sağlığa etkileri üzerine yaptığı bir çalışma, tüketicilerin bu konudaki tereddütlerini azaltmalarına yardımcı olacak.

Son 20 yılda yapılan araştırmaları bir araya getiren uzmanlar, balığın yararları yanında zararının çok az olduğu sonucuna vardı.

Özellikle kirli deniz ve göllerden tutulan balıklarda civa gibi sağlığa zararlı bazı kimyasalların bulunması birçok kişiyi bu sağlıklı besini yemekten vazgeçiriyor.

Oysa uzmanlar, balıktan alınabilecek bu kimyasalların kırmızı et, tavuk, yumurta ve tereyağı gibi diğer hayvansal kaynaklı gıdalardan alınabileceğine dikkat çekiyor. Ve balıkların içerdiği zararlı kimyasal oranın çok küçük miktar olduğunu vurguluyor.

Buna karşın balıktan alınacak omega-3 yağının sağlığa büyük faydaları var.

Araştırmalar, balık yemenin kalp hastalıklarından ölüm riskini yüzde 36 oranda azalttığını ortaya koyuyor.

Ayrıca omega-3, anne karnındaki bebeğin ve küçük çocukların beyin gelişimini olumlu etkilediğinde hamilelere ve annelere balık yemeleri tavsiye ediliyor.

Yağlı balığın daha fazla omega-3 içermesi nedeniyle de sağlığa daha yararlı olduğu çalışmadan çıkan bir başka sonuç.

Uzmanlar, sağlıklı bir yaşam için hafta iki öğün balık yenmesini tavsiye ediyor.


yok YorumYorum yaz!Bağlantı

10/10/2008 - MİDE YANMASI (EKŞİMESİ)

Kategori: saglik

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.


Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.


Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.


Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.


Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle... Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.


Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.


Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.


Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.


Sigaradan uzak durun.


Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.


Bunlardan Uzak Durun


Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.


Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.


Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.


Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.


Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.


Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.


Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.


Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz...


Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.


Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.


Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.


Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.


Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.


Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.


Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.


Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.


Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.


Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.


Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.
2 YorumYorum yaz!Bağlantı

20/9/2008 - ÇOCUKLARA GRİP AŞISI YAPTIRSAK MI?(ben 3 seneden beri yaptırıyor

Kategori: saglik

Grip aşısı yaptıralım mı?


Eylül ayının gelmesiyle grip aşısı olmamız için reklamlar, pazarlama kampanyaları da başlar. Biz de düşünür dururuz; olalım mı, olmayalım mı? İki uzmanın hayati görüşlerini kaçırmayın… iyibilgi özel




 Grip aşısı yaptıralım mı?

Uz. Dr. Murat Kınıkoğlu’nun 2006 yılında Akşam gazetesindeki yazısı, ve Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın beslenmebulteni.com’da yayınladığı yorumu grip aşısı ile ilgili bütün merak ettiklerinize yanıt niteliğinde.

Uz. Dr. Murat Kınıkoğlu’nun yazısı:

“Grip aşısı

Adımın 'ilaç düşmanı doktor'a çıkmasına ramak kaldığını biliyorum. Bu yüzden 'vitaminlerin faydaları!' ile ilgili bir makale yazmaya karar vermiştim ki  İngiltere'de yaşayan bir hastam kontrole geldi. Dönmeden önce grip aşısı olmak istiyormuş. 'Neden İngiltere'de yaptırmıyorsun?' dedim. 'İngiltere'de grip aşısı olmak çok zor...' dedi. Öyle buradaki gibi eczaneye gidip 'Kalfa...yap bana bir aşı, tazesinden olsun...' diyemiyormuşsunuz. Bir-iki doktor gezip de aşı olamayınca 'Nasıl olsa Türkiye'ye gidiyorum orada yaptırırım...' demiş.


İngiliz ekonomisi zorda olduğu için kısıtlamaya gitmiş olabilirler diye düşündüm.  Belki de tıptaki gelişmeleri bizim kadar yakından takip etmiyorlardır kim bilir... Neyse efendim…
Hasta gittikten sonra gazetelere göz atarken bir haber gözüme ilişti. 'Çok yakında aylarca etkisini sürdürecek grip salgınında 700 bin kişinin yaşamını yitirebileceğine dikkat çekiliyor...' ve birkaç sayfa sonra bir başka haber 'yeni grip aşısı piyasaya verildi...' Tamam dedim 'korkut-sat kampanyası' başladı...

Tam grip aşılarının piyasaya verildiği güne denk gelen 700 bin ölümlü grip haberi üzerine ben de kendi kendime 'ne derlerse desinler bu konuyu yaz'  dedim...

Efendim taze aşılar piyasaya verildi... Bundan sonraki iki-üç ay boyunca her gün gribin ne kadar öldürücü, ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu okuyup duracaksınız... Önce salgın tehdidi haberleri, sonra kuş gribi haberleri artacak. Zaten kötü senaryolardan bıkmışsınız, PKK, ekonomi, işsizlik, irtica... 'Bari...' diyeceksiniz...'Bu kadar felaketin arasında bir de grip olmayayım...' Haydi doğru eczaneye...

Sevgili okurlarım, ilaç firmaları ve yoğurtçular; halk arasında 'her kolesterolü olan ilaç kullanmalı' şeklinde 'yanlış' bir genel kanı oluşturmayı başardılar.  Şimdi de aşı üreticileri 'herkesin grip aşısı olması gerekir' şeklinde gene yanlış bir düşünceyi topluma yerleştirmeye çalışıyorlar. Grip aşısı 'herkesin' olması gereken bir aşı değildir. 'Bizim ülke için grip aşısı değil 'Hepatit B' aşısı önemlidir...'

Durduk yere grip aşısı olmayın...

Grip geçiren kişinin vücudunda o virüse karşı koruyucu antikorlar oluşur ve bir daha aynı virüsle karşılaştığında etkilenmez. Nietzsche'nin 'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar...' dediği gibi geçirdiğiniz her gripten daha güçlü çıkarsınız. Bu yüzden grip olmaktan korkmayın. Tavuk suyuna çorba, nane  limon, ıhlamur için, bol bol sebze meyve yiyin, en önemlisi, istirahat edin, biraz tembellik yapıp gribin tadını çıkarın...


Çocuklarınıza 'doktoru özellikle önermedikçe' grip aşısı yaptırmayın. İçeriğindeki 'timerosal' katkı maddesinin cıva içerdiğini ve çocuklar için  nöro-nefrotoksik (sinirler ve böbreklere zehirli etki) olabileceğini unutmayın...

Grip aşısının aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrıya, nadiren de olsa bizzat kendisinin grip benzeri bir hastalığa yol açabileceğini bilin. Occulo-respiratory  sendrom dediğimiz bu durumda hırıltılı öksürük, gözde kızarma, ateş ve kas ağrıları ile grip benzeri bir tablo ortaya çıkar.

Grip aşısının özellikle yumurta alerjisi olan kişilerde nadiren ürtiker ve anaflaktik şoka neden olan alerjik reaksiyonlar yapabileceğini bilmenizde fayda var...

Unutmayın ki grip aşısı sadece seçilen bazı grip suşlarına (cinslerine) karşı koruma sağlar. Aşı olmanız 'kesinlikle grip olmayacağınız' anlamına gelmez.

Peki kimler aşı olacak? FDA, basit bir gribin hayati risk oluşturacağı kadar düşkün ve yaşlı insanların, astımlı ve kronik bronşitli hastaların, kalp hastaları, böbrek hastaları, şeker hastalığı, AIDS gibi kronik hastalığı olanların grip aşısı olmasında fayda olduğunu söylüyor.

Ve bir not… Yıllar önce, emekliliğimden sonra görev aldığım bir kuruluşta bir gün herkes grip aşısı olacak dediler ve millet revirde kuyruk oluşturdu… Ben  oldum olası iğneden uzak durduğum için aşıya gitmedim.. Bana bağlı olarak çalışan ve aşılanan 9 personel birer birer yatağa düşerken o kış ben nezle bile olmadım... Yazıyı okuyunca bu da aklıma düşüverdi…
 
Sağlıklı günler...

Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu:

Hep aynı hikâye. Sonbahar başladıktan sonra gazeteler ‘gripten dünyada su kadar kişi ölecek şeklinde’ grip ile ilgili haberler ile dolmaya başladı. Tabii aynı gazetelerde grip aşılarının boy boy reklamları da var. Eczanelerin camekanları “Yeni grip aşısı geldi” ilanları ile doldu. İsteyen kişi hekime danışmadan eczaneye giderek aşı olabiliyor. Dostlarımız, akrabalarımız ve hastalarımız her yıl bıkmadan hep aynı soruları soruyorlar. “Grip aşısı olalım mı?”, “Grip aşısının zararı var mı?”, “Grip aşısı Alzheimer hastalığı yapabilir mi?” , “Grip aşısı otizme yol açabilir mi?”, “Grip aşısı kanser yapar mı?”

İsterseniz konuyu sorulu cevaplı bir şekilde irdeleyelim.

Grip aşısı soğuk algınlığından ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarından korur mu?
Grip aşısı sadece grip mikrobuna etkilidir; soğuk algınlığına ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarına değil.

Grip aşısı her grip virüsüne etkili midir?
Grip aşısı sadece influenza virüslerinin yaptığı griplere karşı koruyucu olabilir.

İnfluenza virüsünün A, B ve C tipleri hastalık yapar (daha çok A ve B tipleri). Her tipin birçok suşu (alt tipi) vardır.

Aşılar iki A suşu ve bir B suşu içerir (trivalan = üç değerlikli). Bunlar en çok görülen suşlardır ve bunlardan yapılan aşılar influenza enfeksiyonlarının yüzde 70’inden korur. Diğer suşlarla olan (yüzde 30) influenza enfeksiyonlarını etkilemez.

Bir suşa karşı kazanılan bağışıklık diğerleri için geçerli değildir. Ayrıca virüslerin sık sık antijenik mütasyonlara uğraması (yapı değiştirmesi) nedeni ile kalıcı bir bağışıklık mümkün değildir.

Kimler aşı yaptırmalıdır?
Sağlıklı çocuklara önerilmez. Sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları gerçek bir endikasyon değildir; Aşı, maalesef çocuk yuvaları ve kreşlerde yaygın olarak uygulanılmaktadır.

Bazı hekimler kronik hastalıkları (akciğer, böbrek, kalp diyabet vb) olan kişilere her yıl grip aşısı olmalarını önermektedir. Bize göre potansiyel zararları nedeni ile bu kişilere aşı yapmaktan kaçınılmalıdır.

Bağışıklığı baskılayıcı (immünsüpresif) tedavi görenlerde (kanser hastaları vb) grip aşısı yapılabilir. Bize göre aşı yapmanın tek endikasyonu budur. Ama yine de potansiyel tehlikelere karşı uyanık olunmalı, ve mümkün olduğunca aşıdan kaçınılmalıdır.

Bazı hekimler yaşlı kişilere her yıl grip aşısı önermektedir. Bu hekimlerin hastalarına mutlaka aşının içinde alüminyum, cıva gibi ağır metaller olduğunu ve bunların bunamaya yol açabileceğini söyleyerek uyarması gerekir. 

Grip aşısı hangi yaşlarda kaç dozda yapılıyor?
Aşı grip mevsiminin (sonbahar) ilk aylarında (ekim-kasım) yapılır.
Aşı 6 aydan küçük bebeklerde yeterli bağışıklık sağlamaz.
6 ay - 3 yaş arası çocuklara: 4-6 hafta ara ile iki kez yarımşar (0.25 mL) doz kas içine yapılır.
4-12 yaş arası 0.5 mL tek doz. İlk kez yapılıyorsa  4-6 hafta sonra ikinci doz yapılır.
Daha sonraki yaşlarda ve büyüklerde: 0.5 mL tek doz yapılır. ikinci doz yapılmaz.

Grip aşısının sağladığı bağışıklıkla, doğal olarak geçirilen gribin sağladığı bağışıklık aynı mıdır?
Grip aşısı solunum yolunu devre dışı bıraktığı için (ağızdan alınmıyor, iğne tarzında kalçadan yapılıyor) bağırsakta mukozal (iç tabaka) bağışıklık sağlamıyor. Doğal olarak geçirilen mikrobik hastalıklar ise mukoza bağışıklığı yapıyorlar. Bu da bağışıklık sistemini güçlendirerek birçok alerjik ve kronik iltihabi hastalıktan sizi koruyor (hijyen teorisi). Her hastalığın aşısını oluyorsanız bu korunmadan yoksun kalıyorsunuz.

Etkisi bu kadar şüpheli olan aşının zararları var mı?
Önce aşının hangi maddeleri içerdiğine bakalım;
 
Etilen glikol: Antifrizde bulunan bir toksindir. Antifriz çocuk gelişimini bozabilir;  kısırlığa ve asidoza neden olabilir.
Fenol: Dezenfektan bir boyadır.
Formaldehit: Kanser yapan bir kimyasaldır.
Alüminyum: Aşıda antikor cevabını arttırmak için kullanılır. Alzheimer, sara ve kansere neden olabilir.
Timerosal (cıva: Tarife gerek var mı?) Beyin hasarı, otizm ve otoimmun hastalıklara yol açabilir. Cıva çıkartıldıktan sonra California’daki otistik çocukların sayısında bariz azalma olmuştur (bak. beslenme bülteni). İçinden cıvanın çıkartılmadığı tek aşı grip aşısıdır.  Diğer aşılardan farklı olarak grip aşısının her yıl yapılması beyin hasarı riskini artırmaktadır.
Neomisin ve Streptomisin: Antibiyotik olarak kullanılır. Bazı insanlarda alerjiye yol açar. Grip aşısı ayrıca yumurta alerjisi olan kişilerde nadir de olsa kurdeşen ve anaflaksi şoku gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. 

Aşı, grip benzeri belirtilere de yol açabilir.

Bu bilgilerden sonra düşünün: Attığınız tas, ürküttüğünüz kurbağaya değiyor mu?

Gripten korunmak için ne yapalım? Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılmalı?
• Hijyen kurallarına uyulmalı
• Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet kullanılmalı.
• Margarin ve sıvı (mısır,  soya, ayçiçeği vb) yağların kullanılmamalı, bunların yerine hayvani yağlar ve zeytinyağı yenilmeli.
• Balık yağı alın.
• Bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırdıkları için bol fermantasyon ürünleri (kefir, turşu, yoğurt, peynir, şarap, boza, sirke, tuzlama yiyecekler, bira mayası) tüketilmeli.
• Günde en az 3-5 dakika kültür fizik yapılmalı ve yarım saat yürünmeli.
• Güneşlenilmeli ya da D vitamini alınmalı.
• Erken yatıp erken kalkılmalı.
• Fazla alkol tüketilmemeli.

Grip tedavisi için ne yapalım?
• İstirahat edin.
• Şekerli hiçbir şey yemeyin (alyuvarların mikropları yutmasını engelliyor).
• Hava güneşli ise güneşlenin ya da günde 10-20 damla D vitamini alın.
• Nane-limon, ıhlamur ve diğer ot çaylarını için (şekersiz!).
• Aşağıdaki şekilde C vitamini alın: Soğuk algınlığı ya da gribal enfeksiyonun ilk işaretlerinde (boğaz ağrısı, aksırma, ateş, kırgınlık, burun çekme vb) 1-2 gram C vitamini alın. (1 silme çay kasığı askorbik asit 1 gramdır, eczanede satılan tabletler genellikle 0,5 gramdır. Her saat aynı miktarı almaya devam edin. Genellikle birkaç saat içinde semptomlarınız hafifleyecektir. Eğer semptomlarınız hafiflemezse saatlik miktarı 2-4 grama çıkartın. Hafif ishal olmaya başlamışsanız dokularınız doymuş demektir. O zaman bir önceki doza dönebilirsiniz. Bu sırada şekerli bir gıda, antibiyotik, vazokonstriktor (damar büzücü burun damlası, antihistaminik ve dekonjestan alınması ise mevcut hastalığın şiddetini artırır ve süresini uzatır. C vitaminini birden keserseniz hastalık belirtileri tekrarlayabilir. O nedenle tedaviyi azalta azalta sonlandırın. Hastalık genellikle 2-3 gün içinde tedavi olur.
 
Sağlıcakla kalın…

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/9/2008 - RENKLİ BESLENİN SAĞLIĞINIZI KORUYUN...

Kategori: saglik
Renkli' beslenin, sağlıklı kalın

Mor brokoli kanserle mücadele eder, kırmızı üzüm kalbe iyi gelir... Yediğiniz gıdaların renkleri sağlığınıza nasıl etki ediyor? Bu soruya, ünlü İngiliz gazetesi Daily Mail yanıt veriyor. Yapılan son araştırmalar, besinlerin sağlığımıza faydalarının renklerine göre çeşitlilik gösterdiğini ortaya koyuyor

Brokoli
Sağlıklı renk: MOR

Vücutta, alyuvarların ve K vitamininin oluşumunda çok önemli bir yere sahip olan folat'ı bol miktarda içeren brokoli, kanın pıhtılaşmasında ve kemik sağlığında önemli bir rol oynuyor. Aynı zamanda, gözleri kataraktan koruyan bir kimyasal madde de içeriyor. Brokoli, içeriği ile göğüs ve rahim kanserine karşı da koruyucu bir besin. Ona mor rengi veren pigmentler, antioksidan özelliğe sahip. Brokolide bulunan bu antioksidanlar, kanserin yanında kalp damar hastalıkları ve Alzheimer'e karşı da mücadele ediyor.

Greyfurt
Sağlıklı renk: PEMBE

Pembe bir greyfurt sarı greyfurta oranla 40 kat daha fazla karoten içeriyor. Greyfurt prostat kanseri ve kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor. Ayrıca, akciğer, mesane, rahim ve cilt kanserine karşı da koruyucu etkiye sahip. Her renk greyfurt, bolca C vitamini içeriyor.

Portakal
Sağlıklı renk: TURUNCU-KIRMIZI

C VİTAMİNİ açısından oldukça zengin bir meyveolan portakal, çeşitli kanser türlerine karşı faydalı.Özellikle kırmızı portakallar, sarı portakallara oranladört kat daha fazla karoten içeriyor. Bu da vücudunhastalıklara karşı dayanıklılığını artırıyor, erkeklerde sperm sayısını kadınlarda da doğurganlığı olumluyönde etkiliyor.

Lahana
Sağlıklı renk: KIRMIZI

Kırmızı lahana ona bu rengi veren karotenoidler içeriyor. Kırmızı lahana tüketildiğinde, içerdiği besin değerlerini A vitaminine dönüştürüyor ve bu da görme, büyüme ve gelişmeye olumlu etki ediyor. Kırmızı lahana ayrıca sağlıklı cilde, saçlara ve bağışıklık sistemine sahip olmamızı sağlıyor. Beyaz ve yeşil lahana da önemli ölçüde antioksidan özelliğe sahip. Bu lahanalar kalp sağlığını güçlendiriyor ve kanser riskini azaltıyor.

Üzüm
Özellikle kırmızı şarapta kullanılan üzüm koroner kalp hastalarına iyi geliyor. Kırmızı üzüm kalp damar hastalıkları riskini azaltıyor ve kolesterolü düşürüyor.

Elma
Elma çeşitlerinin hepsiyüksek miktardaantioksidan içeriyor.Elma, göğüs kanseri vekalp hastalıklarına karşıiyi geliyor. Özelliklekırmızı elma cilt içinçok faydalı. Hergün düzenliolarak elmatüketenlerüzerindeyapılan biraraştırmada, bukişilerin astım vebronşit gibi solunumyolu hastalıklarına karşıçok daha dirençli olduğuortaya çıktı.

Soğan
Beyaz ve kırmızı soğan daiçerikleri açısından egzama,sinüzit ve astımhastalıklarına karşı faydasağlıyor. Ayrıca, kanserekarşı da mücadele ediyor.

Karpuz
Sulu ve lezzetli bir meyve olan karpuz, önemli bir antioksidan. Özellikle rahim kanserinden korunmada faydalı.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

11/9/2008 - UYKU BOZUKLUĞU

Kategori: saglik

UYKUSUZLUK NEDİR?

Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir.  

UYKUNUN DÖNEMLERİ VARMIDIR?

Uykuda farklı 5 dönem dikkati çekmektedir. Bu dönemlerden birisi REM (Rapid Eye Movement) diğerleri ise Non-REM olarak adlandırılmaktadır. Non-REM dönemi kendi içinde iki ana bölüme ayrılabilir:

Yüzeyel uyku (1. dönem ve kısmen 2. dönem)

Derin uyku (3. ve 4. dönemler). Bu dönemleri içine alacak şekilde bir tanım yapılırsa uyku, uyanıklıkla 5 uyku dönemi arasındaki periyodik geçişlerdir denebilir.

Genellikle kısa bir uyanık dönemden sonra insanlar 1., 2., 3. ve 4. döneme girmektedir. Uykunun başlamasından yaklaşık 90-120 dakika sonra da ilk REM dönemi ortaya çıkmaktadır. Daha sonra da 90-120 dakikalık aralarla bir gecede 3-5 REM döneminden geçilmektedir. Genç erişkin insan uykusunun yaklaşık olarak %5-10’unu 1. dönem, %45-60’ını 2. dönem, %20-25’ini 3. ve 4. dönem ve %20-30’unu REM dönemi kapsamaktadır. Genel olarak uykunun ilk üçte birlik bölümünde Non-REM, son üçte birlik döneminde de REM uykusu daha fazla yer almaktadır.

Yüzeyel uyku, uyku-uyanıklık geçişi arasındaki dönemi oluşturmakta olup bu dönemde insanlar kolaylıkla uyandırılabilmektedir. Derin uyku sırasında insanın uyandırılabilmesi için daha şiddetli uyarana ihtiyaç vardır. Bu dönemdeki değişimlerin, bedensel dinlenmeye, yenilenmeye hizmet ettiği kabul edilmektedir. Derin uykunun yeterince uyunmadığı ya da deneysel olarak ortadan kaldırıldığı durumlarda ise insanlar dinlenemediklerinden, sabah yorgun kalktıklarından, yeni bir günün yükünü taşıyacak durumda olmadıklarından yakınmaktadırlar.

RÜYALAR NE ZAMAN GÖRÜLÜR?

Rüyaların % 80'inin REM sırasında görüldüğü bilinmektedir. Bu dönemdeki değişimler, fizyolojik aktiviteler açısından uyanıklığa benzerlik göstermektedir. REM'in işlevi konusunda iki temel açıklama vardır: birincisi, REM'in amacı gün içinde yaşananları unutmaktır, ikincisi, REM uyanıklıkta alınan bilgilerin düzenlenmesinde hizmet eder.REM'in birey için gerekli bulunmayan kayıtları silerek, gerekli olanları düzenleyerek ertesi güne duygusal ve düşünsel olarak hazırlanmaya hizmet ettiği söylenebilir.Ayrıca hayvan deneyleri, öğrenme ile REM arasında yakın ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

UYKU BOZUKLUKLARI YAYGINMIDIR?

Uyku bozukluklarının genel populasyonda yaygınlığı % 15-35 civarında olup, % 10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların % 50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

YAŞA YADA CİNSİYETE GÖRE UYKU BOZUKLUKLARI DEĞİŞEBİLİRMİ?

Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. Süregen uykusuzluk, kadınlarda, yaşlılarda ve bedensel ya da ruhsal hastalıkları olanlarda yaygındır.

UYKUSUZLUK İNSANI NASIL ETKİLER ?

Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.

RUHSAL BOZUKLUKLARDA UYKU BOZUKLUKLARI DAHA ÇOK GÖRÜLÜRMÜ?

Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.

UYKUSUZLUK NEDENLERİ NELERDİR?

Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikoljik/biyolojik değişmeler yer alabilir.

Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.

Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir.

AŞIRI UYKU NEDİR?

Gündüzleri uyuklamaların temel yakınma olduğu aşırı uyku tabloları, tüm uyku bozukluklarının yarısını oluşturmaktadır. Aşırı uyku tablosunun içinde iki önemli bozukluk yer almaktadır: Bunların birincisi uyku apnesi, ikincisi ise narkolepsidir.

Uyku apnesi, bir saatlik uyku sırasında 10 saniyeden uzun süren beşden fazla sayıda solunum durmasıdır. Yaşamı tehdit eden, ani gece ölümlerine neden olduğu ileri sürülen ve yorgunluk, isteksizlik, verimsizlik, düşünsel işlevlerde bozulma, duygusal dengesizlik gibi çeşitli psikiyatrik belirtilere yol açabilen bir tablodur.

Narkolepsi, gündüzleri uyku atakları, karabasan ve diğer ek belirtilerle karakterize bir tablodur.. Tanı, uyku laboratuarlarındaki çalışmalarla konabilmektedir.

UYKUDA KONUŞMA , YÜRÜME , KABUS NEDEN OLUR?

Uykuda konuşma, yürüme, diş gıcırdatma, kabus, korku, karabasan, altını ıslatma gibi tabloları içeren uyku bozuklukları (parasomnia'lar) tüm uyku bozukluklarının % 15.'ni oluşturmaktadır. Genellikle çocukluk ve ergenlik dönemde görülmektedir. Çocuk ve ergenlerin yaklaşık dörtte birinde parasomnia görülmektedir. Bu oran, erişkin dönemde % 1’e düşmektedir. Genellikle uykunun başlangıç dönemindeki Non-REM uykusu sırasında görülmekte olan parasomnia tablolarının genellikle psikolojik nedenlere dayalı olduğu dikkati çekmektedir. Bu nedenle tedavinin temelini psikolojik modeller oluşturmaktadır.

UYKU DÜZENİ BOZUKLUKLARI NEDİR?

Uyku düzeni (siklus) bozuklukları, tüm uyku bozuklularının % 2.9'nu oluşturmaktadır. Burada zaman zaman gece çalışanlara, uçakla ekvatora paralel olarak yolculuk yapanlara (jet-lag), günlük siklusu 24 saatten kısa ya da uzun olanlara ait tablolar yer almaktadır. Tedavi nedene yönelik olup, ritmin düzenlenmesi temel alınmaktadır.

Uyku bozukluğunun tanısının konabilmesi için,yakınmanın tanımlanması, nasıl ortaya çıktığının ve ilişkili faktörlerin araştırılmasına yönelik olan ayrıntılı bir görüşme , psikolojik değerlendirme yapılmalı ve fizik muayene ile laboratuvar testleri uygulanmalıdır.Ancak görüşme ve incelemeler sonucunda uygun tedaviye yanıt alınamamış, spesifik bir uyku bozukluğuna işaret eden sorunları bulunduğu düşünülen ya da tedavi sonuçları izlenecek hastalar uyku laboratuvarında incelenmelidir.

UYKU SORUNLARININ TEDAVİSİ NASIL OLUYOR?

Uykusuzluğu olan kişilerin bir sonuç alamamalarına karşın uyumak için alkol vb. maddeleri kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu şekilde, tabloya diğer sorunlar eklenmektedir.

Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle başetmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:

  • çok aç ya da tok olmamak,
  • kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,
  • düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,
  • uyku gelmeden yatağa girmemek,
  • yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,
  • uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,
  • ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,
  • gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.

    Aslında bunlar herkesin sağlıklı bir uyku için dikkat etmesi gereken kurallardır.
  • yok YorumYorum yaz!Bağlantı

    <- Sonraki Sayfa ->

    Hakkımda

    SLM...

    Bağlantılarım

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    Şükrü Yılmaz
    zehra sezen
    eyce
    nurom
    nerimandaninciler
    dolunayayazi
    neslihobi
    06esad
    funda2008
    ilkerceliklive
    kadinadair
    lalezarhobi
    nurumsun32
    anemonunmutfagi
    windsport
    gulbektas
    bnbrrenk
    bebekveannelik
    erdemmerdem
    tulin25
    sennurrhobi
    sebebim01
    yildizz42
    army
    alaz01
    neselimden